Küresel TÜK Piyasası: Petrol-Gaz, Enerji, LNG, YEK ve Rafineri - 1 Şubat 2026

/ /
Küresel TÜK Piyasası: Petrol-Gaz ve YEK 2026
38
Küresel TÜK Piyasası: Petrol-Gaz, Enerji, LNG, YEK ve Rafineri - 1 Şubat 2026

Dünya Petrol ve Enerji Sektöründeki Haberler: 1 Şubat 2026

1 Şubat 2026 tarihi itibarıyla enerji ve maden sektöründeki (TEK) güncel olaylar, yatırımcıların ve piyasa katılımcılarının dikkatini çekiyor. Jeopolitik gerginlik yeniden alevleniyor: ABD, enerji alanında yaptırım baskısını artırırken, Orta Doğu'daki çatışma riskleri artıyor ve bu durum belirsizlik yaratıp petrol fiyatlarının birkaç aylık zirvelere yükselmesine neden oluyor. Aynı zamanda, küresel petrol ve gaz piyasaları göreceli bir dayanıklılık gösteriyor. 2025 yılında önemli bir düşüş yaşayan petrol fiyatları, kaybettiği pozisyonların bir kısmını geri kazanmış olsa da, tarihsel ölçekte ılımlı seviyelerde kalmaya devam ediyor; piyasada sınırlı bir talep karşısında arz fazlası devam ediyor ve OPEC+ ittifakı üretimi kontrol altında tutuyor. Avrupa gaz piyasası, kış sezonunu güvenli bir şekilde geçiriyor: depolarda rekor düzeyde gaz stoku ve Ocak ayındaki ılıman hava, fiyatları düşük tutarak tüketicilere rahatlama sağlıyor.

Bu arada, küresel enerji geçişi hız kazanıyor: yenilenebilir enerji kaynakları yeni üretim rekorları kırarken, ülkelerin enerji sistemlerinin güvenliği için hala geleneksel hidrokarbonlara bağımlı olduğu görülüyor. Rusya'da, yakıt fiyatlarındaki sonbahar artışının ardından, otoriteler iç pazarın istikrarını sağlamak için sert önlemler almaya devam ediyorlar. Aşağıda, bu tarih itibarıyla petrol, gaz, elektrik enerjisi ve hammadde sektöründeki önemli haberler ve eğilimlere dair detaylı bir inceleme sunulmaktadır.

Petrol Piyasası: Jeopolitik Riskler Fiyat Artışını Tetikledi

Dünya petrol fiyatları, geçen hafta önemli bir artış göstererek son altı ayın en yüksek seviyelerine ulaştı. Ancak genel olarak, petrol fiyatları, temel piyasa faktörleri sayesinde hala görece ılımlı olmaya devam ediyor. Brent petrolü 70-72 $/varil civarında, Amerikan WTI ise 64-66 $ aralığında işlem görüyor. Mevcut seviyeler hala geçen yılın %10-15 altında ve 2022-2023 enerji krizinin zirve seviyelerinin oldukça altında kalıyor.

  • OPEC+ Arzı: En büyük petrol ihracatçıları, arz disiplinini sürdürüyor. 2025 yılında OPEC+ ittifakı, eski kısıtlamaların hafiflemesi ile günlük üretimi neredeyse 3 milyon varil artırdı, bu da bir arz fazlasının oluşmasına neden oldu. Ancak 2026 yılının başında, mevsimsel olarak düşük kış talebi dikkate alındığında, OPEC+ ülkeleri, ek üretim artışları konusunda bir süre duraklama kararı aldılar. Ocak ayındaki toplantıda, katılımcılar, pazarın yeniden doymasını engellemek için mevcut üretim kısıtlamalarını en az 2026 yılının ilk çeyreğinin sonuna kadar koruma kararı aldılar. Gerekirse, ittifak, üretimin yeniden azaltılması konusunda hazır olduklarını belirtiyor. Bu önleyici yaklaşım, petrolü dar bir fiyat aralığında tutarak dalgalanmayı azaltıyor.
  • Talep Yavaşlaması: Küresel petrol tüketimindeki artış önemli ölçüde yavaşladı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından yapılan güncellenmiş tahminlere göre, dünya petrol talebi 2025 yılında sadece yaklaşık 0,7 milyon varil/gün artış gösterdi (2023'teki +2,5 milyon varil/gün karşısında). OPEC, 2025 yılındaki talep artışını yaklaşık 1,2 milyon varil/gün olarak değerlendiriyor. Bunun nedenleri arasında küresel ekonomik yavaşlama ve önceki dönemlerdeki yüksek fiyatların enerji tasarrufunu teşvik etmesi bulunuyor. Talep üzerindeki baskıya bir katkıda bulunan diğer bir faktör ise Çin'dir: 2025 yılının ikinci yarısında, Çin'in sanayi üretimi ve yakıt tüketimindeki artış beklentilerin altında kaldı (sanayi üretimindeki artış, son 15 ayın en düşük hızına düştü).
  • Jeopolitik Faktörler: Petrol piyasası, aynı anda zıt siyasi güçlerden etkileniyor. Bir yandan, yaptırımların tırmanması, enerji kaynakları ticaretine yönelik kısıtlamaları artırdı. 2025 yılının son çeyreğinde, ABD, Rusya'nın enerji sektörüne yönelik son yılların en sert yaptırımlarını uygulamaya koyarak bazı Asyalı alıcıları Rus petrolü ithalatını azaltmaya zorladı. Ayrıca, Washington, Rus petrol ve gazını satın almaya devam eden ülkelere yüksek gümrük vergileri (500%'e kadar) uygulayabileceğini duyurdu; bu girişim, Moskova'nın Ukrayna'daki çatışmayı finanse eden ihracat gelirlerini azaltmayı hedefliyor. Öte yandan, Orta Doğu'daki aksaklık riskleri arttı: Ocak ayında ABD'nin İran'ın nükleer programı sebebiyle İran'a askeri bir saldırı düzenleme olasılığını değerlendirdiği yönünde haberler yayıldı. Bu gerginlik ortamında, yatırımcılar petrolün fiyatına yüksek risk primlerini ekliyor. Öte yandan, Doğu Avrupa'daki muhtemel ateşkes sinyalleri (şu anda somut sonuçlar olmaksızın) Rus ihracatına yönelik yaptırımların bir gün hafifleyebileceği beklentisini yaratıyor; bu durum ise "ayı" eğilimleri üzerinde baskı oluşturuyor. Şu an itibarıyla, tüm faktörlerin birleşik etkisi, talep üzerinde ılımlı bir arz fazlasını koruyarak petrol pazarını hafif bir fazlalık durumunda tutuyor.

Sonuç olarak, petrol fiyatları görece dar bir aralıkta kalmaya devam ediyor ve ne artış ne de ani düşüş yönünde sürdürülebilir bir ivme kazanamıyor. Piyasa katılımcıları, OPEC+ kararlarından (en yakın bakanlar toplantısının 1 Şubat'ta yapılması planlanıyor ve mevcut üretim politikası uzatılacak) jeopolitik durumun gelişimine kadar yakın gelecekteki olayları dikkatle izliyorlar; bu gelişmeler petrol fiyatları risk dengesini değiştirebilir.

Gaz Piyasası: Avrupa Kışı Güvenle Geçirdi, Fiyatlar Düşük Kaldı

Gaz piyasasında dikkatler, Avrupa ülkelerinin kışı sorunsuz geçiriyor olması üzerine yoğunlaşıyor. Şu ana kadar sezon Avrupa'nın lehine gelişti: Ocak ayı göreceli olarak ılımandı, bu yüzden depolardan gaz çekimi ılımlı bir hızda ilerliyor. Şubat başı itibarıyla, AB'deki yeraltı gaz depoları (PHD) yaklaşık %60 doluluk oranına ulaştı, bu da bu dönemdeki ortalamanın oldukça üstünde ve arz güvenliği için yüksek bir dayanıklılık sağlıyor.

Bunun yanı sıra, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve alternatif kaynaklardan gelen boru gazı tedariklerinin istikrarlı olması sayesinde, Avrupa piyasasındaki fiyatlar düşük kalmaya devam etmektedir. Referans fiyat endeksi TTF, yaklaşık €25-30/MWh aralığında dalgalanıyor — bu, önceki iki yıldaki enerji krizinin zirve değerlerinin çok altında. Sanayi ve tüketiciler için bu fiyat seviyeleri önemli bir rahatlama sağladı: birçok enerji yoğun endüstri üretime yeniden başladı ve hanelerin ısıtma faturaları, geçen kışa göre belirgin bir şekilde düştü.

Piyasa, olası hava sürprizlerine hazırlıklı: kısa vadeli soğuk dönemler talep ve fiyatları geçici olarak artırabilir, ancak şu anda sistemde yakıt sıkıntısı riski görünmüyor. Dahası, Avrupa'nın gaz kaynaklarını çeşitlendirme stratejisi ve enerji tasarrufu çabalarının etkinliği kanıtlanmış durumda; bu durum, zorluklara esnek bir şekilde yanıt vermeyi sağlıyor. Küresel düzeyde ise, IEA'ya göre, dünya doğal gaz tüketiminin 2026 yılında yeni bir rekora ulaşabileceği tahmin ediliyor — bunun başlıca nedeni Asya'daki artan talep. Yine de şu an itibarıyla LNG ve boru gazı arzı, ihtiyaçları karşılamayı yeterli kılacak düzeydedir ve Avrupa piyasası kışı sıkıntısız bir şekilde tamamlamakta.

Uluslararası Politika: Yaptırım Baskısı, Orta Doğu Gerilimi ve Venezüella'daki Değişiklikler

Jeopolitik faktörler, enerji piyasaları üzerinde ciddi bir etki yapmaya devam ediyor. 2026 yılının başında, Birleşik Devletler, Rus enerji ihracatını sınırlama çabalarını artırdı. Başkan Donald Trump, Kongre aracılığıyla, Rusya ile petrol ve gaz ticareti yapan ülkelere %500'e kadar yüksek gümrük tarifeleri getirilmesini öngören bir tasarıyı destekliyor. ABD tarafının amacı, Moskova’nın Ukrayna’daki askeri çatışmayı finanse ettiğine inanılan enerji kaynaklarından elde ettiği gelirleri azaltmaktır. Bu önlemler, dış ticaret alanında gerilimler yaratmaktadır: Çin, enerji politikasına yönelik dış baskılara sert bir şekilde karşı çıkarak, Rusya ile olan ticaretinin meşru olduğunu ve politikleşmemesi gerektiğini belirtiyor. Hindistan ise kendi yönünü bulmaya çalışıyor; Yeni Delhi, bunu yaparken, son bir yılda Rus petrolünün ithalatındaki oranını azaltmışken, aynı zamanda Washington ile Hindistan ürünlerine yönelik Amerikan tarifelerinin hafifletilmesi yönünde müzakereler yürütüyor.

Yılın başındaki bir diğer dikkat çekici olay, petrol piyasasındaki dengeleri etkileyebilecek Venezüella'daki beklenmedik değişikliklerdir. Ocak ayının başlarında, ABD, Venezuella hükümetine yönelik bir askeri müdahale gerçekleştirdi ve bu müdahale sonucunda Venezüella lideri Nicolás Maduro, görevden alındı ve gözaltına alındı. Başkan Trump, Washington'un yeni bir hükümet kurulana kadar geçici bir yönetimi destekleme hazırlığında olduğunu açıkladı. Bu benzeri görülmemiş adım, uluslararası arenada yankı buldu: bazı ülkeler (örneğin, Çin) Venezüella'nın egemenliğine ve uluslararası hukuk ilkelerine yapılan ihlalleri kınadı. Ancak enerji sektörü açısından en önemli soru, rejim değişikliğinin Venezüella petrolünü küresel pazara geri getirip getirmeyeceğidir. Venezüella, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip, ancak yaptırımlar ve ekonomik kriz nedeniyle, on yıl içinde üretimi çok azalmıştır. Uzmanlar, siyasi değişikliklerin gerçekleşmesi durumunda bile, hızlı bir ihracat artışının olmayacağını belirtmektedir; çünkü ülkenin petrol altyapısının büyük yatırımlara ve modernizasyona ihtiyacı vardır. Bununla birlikte, gelecekte yaptırımların aşamalı olarak kaldırılması, Venezüella'nın ağır petrol arzını küresel pazara artırabilir ve bu durum OPEC+ içindeki güç dengesine yeni bir faktör ekleyebilir.

Orta Doğu'daki durum da kötüleşti. Ocak ayında ABD, İran’a yeni yaptırımlar uyguladı, Tahran'ı füze-nükleer programını ilerletmekle ve bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçlayarak. Washington'un diplomatik baskıların sonuç vermemesi durumunda, İran'ın nükleer tesislerine yönelik sınırlı askeri saldırı olasılığını değerlendirdiği yönünde haberler geldi. İran, savunma potansiyelini sınırlandırma taleplerini kesin bir dille reddederek, dış müdahaleye tahammül etmeyeceklerini açıkladı. ABD ve İran arasındaki bu gerginlik durumu, petrol piyasasında nervozluğu artırdı: yatırımcılar, askeri bir çatışma durumunda, Hazar Denizi’nden gelen tedariklerin aksama riskinden endişe ediyor. Şu ana kadar doğrudan bir çatışmadan kaçınılmış olmasına rağmen, temel petrol üretim bölgesinde istikrarsızlık tehdidi, fiyatları artırmaya neden olmakta ve enerji sektöründe piyasa katılımcıları için en önemli belirsizlik faktörlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Asya: İthalat ve Yerel Üretim Arasındaki Denge

Asya ülkeleri, enerji kaynakları üzerindeki talep artışının kilit motorları olarak, enerji güvenliğini güçlendirmek ve hızla artan ekonomik ihtiyaçları karşılamak için aktif adımlar atmaktadır. Küçük Asya tüketicileri olan Çin ve Hindistan'ın enerji politikaları, dünya pazarında büyük etki yaratmaktadır:

  • Hindistan: Yeni Delhi, dış baskılar karşısında hidrokarbon ithalatına bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Ukrayna krizinin başlamasıyla, Hindistan, ucuz Rus petrolü alımlarını önemli ölçüde artırdı, ancak 2025 yılında, batılı yaptırım tehlikeleri nedeniyle, Rusya’nın petrol ithalatındaki oranını biraz azalttı. Aynı zamanda, ülke yerel kaynakların geliştirilmesine odaklanıyor: denizlerdeki petrol ve gaz alanlarının keşfi için geniş kapsamlı projeler başlatıldı, bu sayede iç talebi karşılamak için kendi üretimini artırması hedefleniyor. Ayrıca, Hindistan, yenilenebilir enerji (güneş ve rüzgar enerjisi) uygulamalarını hızlandırıyor ve LNG ithalatı için altyapısını geliştiriyor, böylece enerji dengelerini çeşitlendirmeyi amaçlıyor. Ancak, petrol ve gaz hala sanayi ve ulaşım için gerekli olan temel enerji kaynakları olduğundan, Hindistan hükümeti, ucuz yakıt ithalatının avantajları ile yaptırım riskleri arasında kırılgan bir denge kurmak zorunda kalmaktadır.
  • Çin: Dünya'nın ikinci büyük ekonomisi, enerji alanında self-sufficientliği güçlendirme yolunda ilerlemeye devam ediyor; geleneksel kaynakların maksimum üretimini, temiz enerjiye yönelik rekor yatırımlarla birleştiriyor. Ön veriler doğrultusunda, 2025 yılında Çin, iç petrol ve kömür üretimini tarihi zirvelere çıkararak ithalat bağımlılığını azaltmayı hedefledi. Aynı zamanda, Çin'deki elektrik üretiminde kömürün payı, son yılların en düşük seviyesine düşmüş durumda (~%55) çünkü ülke, yeni güneş, rüzgar ve hidroelektrik enerji kapasitelerini devreye sokmuştur. Analistlerin değerlendirmelerine göre, 2025 yılında, Çin, toplamda dünyadaki diğer ülkelerle birlikte inşa edilen güneş ve rüzgar santrallerinden daha fazla yatırım yaptı; bu durum, fosil yakıtların yakılmasını azaltmaya yardımcı oldu. Ancak, Çin'in enerji kaynaklarına olan iştahı hala büyük ölçekte devam etmektedir; petrol ithalatı (Rus petrolü dahil) talebin karşılanmasında önemli bir rol oynamaktadır, özellikle ulaştırma ve petrokimya sektöründe. Pekin ayrıca, LNG tedarikine yönelik uzun vadeli sözleşmeler yapıyor ve nükleer enerjiyi artırıyor. Önümüzdeki 15. Beş Yıllık Plan’da (2026-2030 yılları) Çin, karbon içermeyen enerji gelişimi için daha iddialı hedefler belirleyecek; ayrıca, enerji sıkıntısını önlemek amacıyla, yeterli geleneksel kapasiteleri planlayacaktır; bu, geçtiğimiz on yıldaki elektrik kesintisi tecrübelerine dayanarak belirlenmiştir.

Enerji Geçişi: Yeşil Enerji Rekorları ve Geleneksel Üretimin Rolü

2025 yılında küresel temiz enerji geçişi yeni zirvelere ulaştı ve bu eğilimin geri dönüşsüzlüğünü kanıtladı. Pek çok ülkede yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde rekor seviyeler kaydedildi. Uluslararası analitik merkezlerin tahminlerine göre, 2025 yılı itibarıyla rüzgar ve güneşten elde edilen toplam elektrik üretimi, kömür santralleri tarafından üretilen toplamdan ilk kez fazla oldu. Bu tarihi dönüm noktası, yeni kapasitelerin elas gerçeği ile artışı sayesinde oldu: 2025 yılında, dünya genelinde güneş elektrik santralleri elektrik üretimini, önceki yıla göre yaklaşık %30 artırdı, rüzgar santralleri ise %7 artış gösterdi. Bu artış, dünya talebindeki artışı karşılamaya yönelik önemli bir adım oldu ve bazı bölgelerde fosil yakıt kullanımını azaltmaya olanak tanıdı.

Ancak, hızlı "yeşil" enerji büyümesi güvenilir enerji arzı sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Talep artışı, yenilenebilir enerji kapasitelerinin devreye alınmasından yeterli hızda gerçekleşmediğinde veya hava koşulları elverişsiz olduğunda (durgun hava, kuraklık, aşırı soğuklar), enerji sistemleri, geleneksel üretimle bu açığı kapatmak zorunda kalmaktadır. Örneğin, 2025 yılında ABD’de, ekonomi canlanırken, kömür santrallerindeki elektrik üretimi arttı; çünkü mevcut yenilenebilir enerji kaynakları ek talebi karşılayamamaktaydı. Avrupa'da ise zayıf rüzgar ve hidro kaynaklarındaki düşüklük nedeniyle, yaz ve sonbahar boyunca doğal gaz ve kömür yakımını kısmi olarak artırmak gerekti.

Bu örnekler, kömür, gaz ve nükleer santrallerin sıklıkla güneş ve rüzgar üretiminin dalgalanmalarını dengeleyen önemli bir güvence ağı işlevi gördüğünü göstermektedir. Enerji şirketleri dünya genelinde enerji depolama sistemleri, akıllı şebekeler ve diğer ileri teknolojilere yatırım yapmaktadır, bu da üretim dalgalanmalarını yumuşatmaya yönelik çabaları artırmaktadır. Ancak önümüzdeki yıllar boyunca, küresel enerji dengesi hibrit kalmaya devam edecektir: yenilenebilir enerji kaynaklarının hızlı artışına rağmen, petrol, gaz, kömür ve nükleer enerji anlamında önemli bir payın korunmasına ihtiyaç duyulmaktadır; bu, enerji sistemlerinin istikrarını sağlamakta ve temel talebi karşılamaktadır.

Kömür: İklim Politikasına Rağmen Yüksek Talep Devam Ediyor

Küresel kömür pazarı, enerji tüketiminin ne kadar inatçı olabileceğini göstermektedir. Karbon salınımını azaltma çabalarına rağmen, dünya genelinde kömür kullanımı rekor seviyelerde devam ediyor. Ön verilere göre, 2025 yılındaki küresel kömür talebi, %0,5 artarak yaklaşık 8,85 milyar ton seviyesine ulaştı — bu, tarihsel bir maksimumdur. Artışın büyük bölümü Asya ekonomilerinden geldi. Dünyanın kömür tüketiminin yarısından fazlasını elinde bulunduran Çin'de, elektrik üretiminde kömürün göreceli rolü, son yılların en düşük seviyesine inmiş olsa da, mutlak ölçekte hala büyük bir öneme sahiptir. Üstelik, enerji kıtlığı riski nedeniyle, Pekin, 2025 yılındaki yeni kömür santrallerinin inşasını onaylayarak enerji arzını kesintisiz sürdürmeye çalışmaktadır. Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri, alternatif kaynakların gelişim hızında yeterleyici olamaması nedeniyle kömür yakmaya devam etmektedir.

2025 yılında enerji kömürü fiyatları, önceki yıllardaki keskin dalgalanmaların ardından stabil hale geldi. Örneğin, Asya'nın temel pazarlarında (örneğin, Avustralya Newcastle kömürü) fiyatlar, 2022'deki zirve seviyenin altında, ancak krize girmeden önceki seviyeden daha yüksek olarak sabit kalmaktadır. Bu durum, madencilik şirketlerinin yüksek üretim seviyelerini sürdürebilmeleri için teşvik edici olmaktadır. Uluslararası uzmanlar, küresel kömür tüketiminin bu on yılın sonuna doğru bir plateau seviyesine ulaşacağını ve ardından iklim politikalarının güçlenmesi ve yeni yenilenebilir kaynakların devreye girmesi ile birlikte kademeli olarak düşmeye başlayacağını öngörmektedir. Her ne kadar kısa vadede kömür, birçok ülke için enerji dengesinin önemli bir parçası olmaya devam etmekte; hatta endüstriye temel üretim ve ısı sağlamaktadır, bu nedenle etkili yerinin sağlam olmadığı sürece kömür talebinin istikrarlı kalacağı söylenmektedir. Böylece, çevresel hedefler ile ekonomik gerçekler arasındaki çatışma, kömür endüstrisinin geleceğini şekillendirmeye devam etmektedir: ileriye doğru gerileme net olsa da, kömürün "ölüm şarkısı" henüz gelmiş değil.

Rusya Petrol Ürünleri Piyasası: Devletin Çabaları ile Fiyatların Stabilizasyonu

Rusya'daki iç yakıt piyasasında, 2026 yılının başında, devletin olağanüstü müdahalesi ile elde edilen nispeten bir stabilizasyon gözlemleniyor. 2025 yılı Ağustos-Eylül aylarında, ülke genelinde benzin ve dizel yakıt fiyatları rekor seviyelere yükselmiş, bu durum hükümeti hızlı bir şekilde müdahale etmeye zorlamıştır. Petrol ürünleri ihracatına sıkı geçici kısıtlamalar getirilmiş, iç piyasada yakıt dağılımı üzerinde kontrol artırılmış ve rafinerilere yönelik finansal destek önlemleri genişletilmiştir. Bu adımlar, 2026 yılının başında önemli sonuçlar doğurmuştur. Toptan fiyatlar, zirveden uzaklaşmış ve akaryakıt istasyonlarındaki perakende fiyatlar, toplamda 2025 yılı boyunca %5-6 oranında, enflasyonla orantılı bir artış yaşamıştır. Benzin ve dizel yakıt konusunda fiziki bir kıtlık durumu yaşanmamış, ülke genelindeki akaryakıt istasyonları, sezonluk tüketim artış dönemlerinde bile yakıttan yoksun kalmaktan kaçınmıştır.

Rusya yetkilileri, durumu kontrol altında tutma niyetini sürdürüyorlar. 2026 yılının başında yakıt ihracatına yönelik kısıtlamalar korunmakta (benzin için kısıtlamalar, en azından Şubat sonuna kadar uzatılmıştır) ve yeni bir dengesizlik belirtisi belirdiğinden yine sıkılaştırılabilecektir. Hükümet, fiyat dalgalanmalarını yumuşatmak için devlet yakıt rezervlerinden mal müdahalesinde bulunmaya da hazırdır. Enerji piyasası katılımcıları için böyle bir politika, iç petrol ürünleri fiyatlarının öngörülebilirliği anlamına gelmekte; dış şoklar (yaptırımlar ve dünya fiyatlarındaki dalgalanmalar) göz önünde bulundurulsa bile. Petrol şirketleri, kısmi ihracat kısıtlamalarını kabul etmek zorunda kalmışlardır; ancak genel olarak iç yakıt piyasasındaki stabilizasyon, tüketicilerin ve ekonominin çıkarlarının fiyat dalgalanmalarına karşı güvence altına alınacağının güvenini artırmaktadır.

open oil logo
0
0
Yorum ekle:
Mesaj
Drag files here
No entries have been found.